Image Alt

Blog

Uzm. Psk. Serap Buharalı Yetişkin, Aile, Çocuk ve Ergen Terapisti

Merhaba… Serap Buharalı kim? Bir çocuk gelişimcisi, çocuk terapisti, eğitimci, aile danışmanı… Çalıştığı alanda aile var. Ailede anneler var –Anne demek kadın demek–. Kız çocukları var, ergen kızlar, anneanneler, babaanneler, teyzeler, halalar… Yani kadına ait birçok rolü olan kadınla tanışan biriyim; çalışan kadın, ev hanımı, bekar, evli, çok çocuklu, hiç çocuklu… Üzgünü, mutlusu, kaygılısı, tasalısı, tasasızı; problem çözeni, problem üreteni… Hayattan sıkılanı, hayatı anlamlı bulanı, anlamlandıranı… Kendine değer vereni, kendini değersiz bulanı, kendini bulamayanı, kendini arayanı…

Kadın olmak ne? Kadın olmanın yükü, sorumluluğu ne? Kadın duruşu ne ola? Kadın algısı, bakışı nasıl olur? Nasıl güler kadın, nasıl ağlar? Yörüngesi nedir? Uydusu kim, kime tabi, kimden bağımsız? Çok umut edebilir mi? Hayal edebilir mi, çok ama çok hayal kurabilir mi? Acı çekse hüzünlense susar mı, feryat figan mı eder yoksa? Duygularını nasıl yaşar, düşünce ve davranışına bunu nasıl aksettirir? Yaratılan iki insan: Biri kadındı, diğeri erkek… Tabii ki ikisi de birbirinden farklıydı. Ama bu farklılıklar birbirlerini tamamladı ve bir bütün oldu insan. Birbirlerinden uzakta kalsalar hep bir yanları eksik kalacaktı. Cennetten çıkan bu iki insan dünya denilen gezegende, kendilerini iki farklı yerde buldularsa da, birbirlerini aramaktan vazgeçmediler. Kadın erkeği buldu nihayetinde, erkek de kadını… Rivayete göre kadın erkekle karşılaştığında çok değişmiş buldu ve en başta tanıyamadı. Erkek ise kadını bulduğunda çok sevindi. Kendi özünde o kadar güçlü bulamadığı şefkati onda buldu. Bu şefkate muhtaç idi; kadının anaç tavrına, sarıp sarmalayan hallerine, sevgisine, gülüşüne, dikkatine, ilgisine, dokunuşuna… Ve bir yuvanın keşfine vardılar kadının bedeninde. O yuvada insan yavrusu, 9 ay kalabiliyor, gözle görülemeyecek kadarken eli yüzü şekilleniyordu. Göbek bağı denilen bir bağla besliyor, kendinden çok şey veriyordu kadın. Besliyordu ama yalnızca gıda ile değil; kendi tasalarını, algılarını, yaşadıklarını bir bir iletiyor, nakış nakış işliyordu içinde büyüyen emanete. Kadın ister sitemli ister sevgiyle, coşkuyla acısına, bedeline; ister zevkle ister öfkeyle katlanıp kucağına alıyordu içinde büyüyen ademoğlunu/ademkızını. Kadın birçok rolde var oldu böylece.

Merkezde miydi? Kenarda köşede mi? Olan mıydı, olduran m? Üreten miydi, tüketen mi? Yıkan mıydı, yapan mı? Seven miydi, sevilen mi? Bakan mıydı, bakılan mı? Güçlü müydü, güçsüz mü? Bitirilen miydi, biten mi yoksa başlatan mı? Sonuç muydu, süreç miydi? Varan mıydı, varılan mı? Özne miydi, sıfat mı? Biliyorum birçok soruyla boğdum sizi, ne var ki cevapları bende değil. Kimsede değil! Her birinizde… Her biriniz cevabını kendince vermeli, bulmalı, der huzurdan çekilirim. Bir sonraki yazı ile tekrar buluşana değin siz bu yazı ile çay için kahve için. Okurken bir şeyler dinleyin veya kendinizi dinleyin ya da dinlenin ya da okuyup koşuşturmanıza devam edin…

Yorum Yap: