Image Alt

Blog

Uzm. Psk. Serap Buharalı Yetişkin, Aile, Çocuk ve Ergen Terapisti

Yaz kapıyı açtı açacak. Güneş bir görünüyor bir kayboluyor bizim şehirde. Bahar bir geldi, hemen kayboldu… Aşkı bekleyenlerin boğazında bir düğüm; iki günlük güneşte aşkı bulan buldu, bulamayan türbelere devam edip nafile namazlarla ya da inancına göre kilisede mum yakarak aşkı dilemeye devam ediyor. Olmayınca olmuyor, hayata küsmeden yola devam etmek gerek. Ama bir de aşk acısı çekenler var.

Mağazalarda bile ara sezon diye bir şey icat ettiler; yeter ki daha fazla alalım! Peki bu ara sezonda aşk acısı çekilir mi? Sen naftalinleyip rafa kaldırdığın aşkını, iğne oyası bohçasından açıp çıkarırsan, tabi ki ara sezonda aşk acısı çekersin. Aşk acısı, bildiğin son baharlık bir duygudur. Yazın terk edilsen bile (ya da sevdiğini bir başkası alıp kaçar veya sen bıraktığında); sıcaktan, denize girmekten, dondurma yemekten, haşlanmış mısırlı sahil yürüyüşlerinden, çekirdekli gıybet kaynaşmalarından acı çekmeye fırsatın olmaz, 🙂 kanın akmaz, üzülmezsin! Üzülemezsin.

Ben çocukken çok modaydı kanaviçe işlemek. Kanaviçeler işlenir, çeyizlere konur sonra da gururla gelinin yeni evinde duvarları süslerdi. Keten ya da çuval bezi gibi şeylerin üzerinde iğne iplikle desenler ilmek ilmek işlenir ilmek ilmek. Kanaviçe sabır işi. Aşk da öyle. Evlilik daha da öyle. Duygularını ilmik ilmik işlersin. Küsersin, kızarsın, ağlarsın. Yaralanırsın. Ama hep ilmik ilmik örersin ilişkiyi. Aşıksan kanaviçe deseni bahar bahçeleri gibidir; evliysen testi taşıyan yorgun bir kız figürü. Kanaviçeler on yıllarca durdukları duvarlarda solar. Emeğine kıyamazsan, kalır durduğu yerde, örümceklerini alır, işlediğin ya da satın aldığın günlere gidersin, o ilk günlere. Ama çok döküntü halindeyse o kanaviçe, alır atarsın çöpe, yerine de kaderin fısıldadığı gizemleri renklendiren bir ebru asarsın. Nasipte ne varsa artık 😉 Peki yarım kalmış kanaviçeler… Pembeler, açık yeşiller, bebek mavilerle işlediğin ilmekler yarıda kaldıysa… Ama kıyamayıp da bohçada sakladıysan… Dönüp dönüp o kanaviçeye bakıp umutlarına ağlarsın. Emeklerine yanarsın. Ama bilirsin ki o kanaviçe olmamıştır; desen çıkmamıştır… Sırf ilmiklerin emeğini, renklerin güzelliğini saklarsın. Atmak lâzım sevgili okur! Bitmeyen hikâye varsa, bitmeyecekse; tamamlamaya çalışmayacaksın. Yırtıp atacaksın sayfaları, yeni hikâyeler yazacaksın.

Yarım kalmış kanaviçede yas tutarsan kendine yaparsın. Sen yarım kanaviçenin yasını tutarken alem dantelden yatak örtüsü yapar. 🙂 Evinizde solmuş çiçek saklamayın, kalbinizde yarım aşkların yasını tutmayın. Bazen, yarım sandığınız şey aslında sizin için bitmiştir. İnsan evladı işte, ölümden korkuyor. Bir duyguya nokta koymak, bitişi, yitişi; ölümü hatırlattığı için bir türlü sonlandıramıyor. Oysaki biz her an ölüp her an yeniden doğuyoruz; her “an” yeniden var oluyoruz. Tuttuğumuz her anı, her acı yeniliğe karşı nafile bir dirence dönüşüp bizi yıpratıyor. Korkmayın. Tamamlamayın. Bir kitabın yarısına kadar okuyup bitiremediyseniz, o aslında sizin için bitmiştir. Hayata bir de buradan bakın.

Yarım kalmış kanaviçe, sizin için tamamlanmış olabilir. Duvara asamayacağınıza göre ya söküp yeniden işleyin ya da atın. Tamamlanmamış bir aşkınız varsa; meselâ aldatılmışsanız, aşkınız kalbinize gömüldüyse… Kalp mezarlık mı yahu, ne işi var orada bitmiş aşkın! Eski aşkı, yarım kalmış her şeyi kalbinizden atın. Üstüne de bir fincan kahve içersiniz.

Yorum Yap: