Image Alt

Blog

İnsan bir yolcudur; hasetten şükrana giden yolun yolcusudur. İçinde iki kendilik çekirdeği vardır. “Libidinal Unit” yani yaşam enerjisi; hayat, esenlik, ferahlık, dinginlik, olgunluğun yeşerdiği çekirdektir. “Agresyon Unit” yani kötü kendilik; kibir, kıskançlık, açgözlülük, haset duygularının kök saldığı çekirdek.

İçimizde yatıştırılması gereken bir agresyon tarafı vardır. Anneniz sizi görmüş, sevmiş, size değer vermiş, kendi kafasındaki çocuğu değil de elinde olan potansiyeli daha iyiye taşımak adına empatik bir eşduyumla yaklaşmışsa dinginleşir, sakinleşir ve dünya ile kavga etmeye değer bir şey bulamazsınız.

Annenin Kodları

Kendinizi içinde yaşadığınız kainatın bir parçası gibi hissedip her şeye, olaylara sonsuz bir merak ve keşif duygusuyla bakarsınız. Seviliyorsanız, annenizden başlayarak sevildiğinizi hissediyorsanız içinizdeki kötüyü yatıştırabilecek, agresyonu bastırabilecek sebebe sahipsiniz demektir ve bu sayede kendinizi sakinleştirebilirsiniz. Siz varsınız, biriciksiniz ve değerlisiniz ve içinde bulunduğunuz kocaman kainatın keşfedilecek ne çok şeyi vardır.

Tam tersi anneniz, sizi değil de kafasındaki çocuğu görmüşse bir proje çocuksanız ya da sizi hiç görmemişse anneniz hasta ise depresyonda ise o zaman içinizde kocaman bir boşluk oluşacaktır. Hiçbir şey, hiçbir kimse sizi sakinleştirmeye, teselli etmeye yetmeyecektir. Hırçın, hırslı, açgözlü, kıskançlık ve haset duyguları ile kavrulan kendiliğinizi teselli etmek için yakıp yıkmak ve içinizde varlığına dayanamadığınız boşluğu kapattığınız bu kötücül duyguları, nihayetinde başkasına yansıtarak atmak zorundasınızdır. O kadar kötü bir duygudur ki; kötülüğün iyiliği yutacağı fantazisi rüyalarda da sizi kovalayacaktır.

Aynı anne babadan da olsa aşağı yukarı aynı çevresel şartlarda da yetişse her insanın olayları, kişileri, durumları değerlendirişi, filtreleyişi, nihayet bir kendilik tasarımına ulaşması özneldir ve biriciktir.

Her Şey Senin İçinde

Kabil de Habil de senin içinde. Öfke de sensin bağışlama da. İnsan yıllara dayanan hikâyesinde aslında bir şey için çabalar; içindeki agresif yıkıcı duyguları bastırıp, terbiye edip kontrol altına alıp ehlileşip; olan biten her şey için derin bir şükür ve minnet duyguları ile birlikte sakinliğe, dinginliğe, şükrana ulaşmak için.

Şükran; kainat bütününün bir parçası olduğunu hissetme, olan iyilikten güzellikten derin bir mutluluk hissederken, olan kötülüklerden, olumsuzluklardan acı duymak demektir. Bu olduğu zaman hadiselerin ne olduğuna bakmaksızın, verdiği, vereceği zarara ziyana ya da mutluluğa bakmaksızın hepsini birlik potasında eritir, derin bir sakinlik ve dinginlik ile dolarsınız. İyilerin yanında kötülerin de olduğunu, aynı insanın içindeki iyi ve kötüyü görebilirsen ve her ikisini de olgunlukla karşılayabilirsen; iyiye karşı coşku hissedip kötüyü anlayabilirsen, sen tam nesne, tam kendiliğe ulaşmış, olgunlaşmışsın demektir.

Dinginlik ve Haset

Kendi içsel yolculuklarında derinlemesine bir farkındalık geliştirebilmiş, dinginliğe erişebilmiş kimseler etraflarına yardımcı olabilirler. Ancak bu dengeyi sağlayabilmiş bir insan, haset yüklü olumsuz duyguları nötralize edip diğerine yardımcı olabilir. Böyle bir insanın ikliminde olmak bile insanı rahatlatıp sakinleştirirken; hırslı, haset duyguları ile dolu bir insanın gerginliği ve sıkıntısı da aynı şekilde insanı gerginliğe düşürür, sıkıntıya sokar. Ruhuna darlık verir.

Haset insanlığın temel dürtüsüdür. On emirde, kutsal metinlerde vardır. Yapılmaması gereken ilk on günahın içerisinde çok temel bir yerdedir. İnsanlık, tarih boyunca içindeki kötüyü, kötülüğü terbiye etmenin türlü yollarını aramıştır. Günümüzde de psikoterapilerin temelde mücadele ettikleri duygu haset ve kıskançlıktır. Öfke buradan çıkar, yıkım buradan çıkar, tahrip buradan çıkar.

Habil ve Kabil uzakta değil

İnsan, şükran duygularıyla örülmüş bir çevrede yaşamamışsa içindeki haset duygularına dayanamayıp onu dışsallaştırarak yaşamayı başarabiliyor. Kırıyor, döküyor, hakaret ediyor, itiyor, uzaklaştırıyor. Haset ettikçe de etrafında insan kalmıyor. Yalnızlaşıyor. Boşluk ve anlamsızlık derinleşiyor. Sonra o boşluğun verdiği acıya dayanamıyor. Ya intihar ediyor ya da öldürüyor. Öldürmek sadece fiziksel olarak değil; bakışla, sözle tavırla gerçekleşiyor ve belki de gerçekten öldürüyor. Buradan bakıldığında Habil ile Kabil bizden hiç de uzak değil. İnsanlığın ortak hikâyesi, “Daha ortalıkta kimse yokken, sadece üç beş insan varken de haset varmış.” dedirten ortak hikâyemiz.

Kabil içindeki hasede yenik düşmüştür. Hayır ve şerrin Allah’tan geldiğine iman etmiş, içinde tam bir bütünlüğe ulaşan Habil; ölümü dinginliği ile karşılamış ve her tür sonucun birliğe ve bire götüreceği derin bilgisiyle Kabil’e mukabelesiz kalmıştır. Zalimin ve mazlumun hikâyesi buradan başlamış, Hz. Hüseyin ve Yezid’de zirve halini bulmuştur. Meseleye buradan bakıldığında her zalimin içinde bir mazlum potansiyelinin varlığını görünce, ehli vicdana düşen zalime acımak ve ıslahı için dua etmekten başka ne olabilir ki? Ya mazlumun o inanılmaz gücüne saygı duymamak mümkün mü?

Psikoterapinin Amacı

“Sen kendini bilmezsin ya nice okumaktır,” diyen de nefisle savaşmanın büyük cihad olduğunu söyleyen de içine derinleşmeyi salık veren uzak doğu dinleri de Hint guruları da aynı şeye işaret etmektedir: Aradığın her şey içindedir.

Bu gün psikoterapiler, hasetten şükrana giden yolda insanın kendini keşfine, iyileştirmesine, dinginleşmesine, sakinleşmesine ve kendi olmasına yardımcı olmak için geliştirilmiş bir takım kuramlarla yola çıkan yöntemlerdir. “Ben kimim?” sorusunun cevabı halen her bir insan için önemini korumaktadır.